ZeZe Kırmızı

Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor

Zeki Z. Kırmızı / 2021

Ethem Baran'la inişli çıkışlı okurluk emeğimin bir armağanı gibi geldi bu küçük öyküler kitabı.1 Dili yeniden doludizgin koşturan bir öykü kuşağının erken öncülerinden Baran, taşra (kasaba) yaşamına ilişkin uzun, sabırlı gözlem ve çözümlemelerinin olgun yemişlerini toplama aşamasında. Artık taşrasını da aşmış dil, kentin kıyı yaşamlarını canlı, renkli ve boşluksuz, gediksiz bir halk Türkçesiyle, yetkinlikle aktarabiliyor. Bir bakıma Sait Faik kuşağının kısa süre sonra kesilen, derin bir kırıkla yarılan, uçuruma dönüşen yalın sokak tınısı aradan uzunca bir süre geçtikten sonra yeniden yakalanıyor. Bunda siyasetin ön alması ya da geri durmasının işlevi kimsenin hakkını yemeden, dürüstlükle çözümlenmeli. Kestirmeden atarak olmaz. İkinci gülmecesel (humoresk) geri dönüşün yazınımızda öncülerinden biri Ethem Baran. Onun gülmecesi halk gülmecesine çok daha yakın ve arkasından sökün eden 30-40 yaşlarını süren öykücüler kuşağı da bu gülmece anlayışına bağlı denebilir. Buna biraz öteki Aziz Nesin'in dönüşü de desek yeridir. Halk gülmecesinin onaran, olumlu, yapıcı bir yanı var. Dolayısıyla savı düşük ölçeklidir bu gülmece tutumu ve yazınının. Minör tınılara bağlıdır çünkü kurtuluşçu izlenceleri ısrarla öykü bağlamının dışında tutmaktadır. Ama bunu yapan ve gülmece (humor) anlayışının dışında kalan güçlü bir öykü kuşağımız da artık var. Zaman zaman seyrek örneklerini gördüğümüz karayergisel, artık gülmecenin ötesinde düşünülmesi gereken, umutsuz eleştiriye ve karamsarlığa bağlı bir yazın anlayışı ise ilginç bir biçimde ülkemizde hak ettiği yeri bulamadı. Ama beklenir, tabii eğer toplum birden karabasanından kurtulmaz, bir çıkış yolu bulamazsa... Olursa öykümüzün güçlü bir başka damarı gerçekleşebilir.

Ethem Baran romanlarına karşın önemli bir öykü yazarımız. Bu son öyküleri kendi ayağına dolanan sarmaldan çıkışının önemli bir göstergesi, kanıtı. Ama burada kurtardığı şey içeriğe ilişkin bir şey değil, daha çok, zaten başından beri yatkın olduğu dile ilişkin bir şey. Dil olanca engellerinden kurtulmuş, kendi üzerine kalıp gibi oturmuş, artıksız eksiksiz kendi olmanın, kılçıksızlığının, enginliğinin, keyfinin tadını çıkarıyor. Eh, ben de böyle bir dili özlüyorum arada bir. Sanki toplumsal varlığımızın asal dalga boyundan bir sesi, görerek değil, dinleyerek içime çekiyorum. Bu deneyimi, bakarak değil, dinleyerek okuma deneyimini bana yaşattığı için Baran'a teşekkür etmeliyim. Tabii arkasından gelen ve yukarıda ad vermeden imlediğim bir kuşak var ki hiç de ardçağcı kaygılara gömülmeden, bambaşka gerekçelerle iri görüntü ve seslerin etkilerinden sıyrılmaya, sokağın dilindeki yedi renk tınlamaya özgülediler öykülerini. Ne yaptıklarını bilen, dili dille işlemenin düşünceyi düşünceyle işlemek, ötelemek olduğunu kavramış, yokmuş gibi izlenim verse de olağanüstü biçimde dünyayı gözleme gücünü sürekli devrede tutan bir öykü kuşağı. Gizilgüçleri çok büyük. Ethem Baran'a epey şey borçlu kalındığı da bir gerçek.

öncülerinin (Abasıyanık bir yana, Tosuner'i, Dölek'i, vb. atlayabilir miyiz?) yüzünü ağartan alçakgönüllü yazarımız kitabını iki bölüme ayırmış. İlk bölüm Boş Geçmeyelim'de, özellikle ilkiyle öykü yazınımızın varsayımsal seçkisine girmeye hak kazanmış birbirine bağlı iki uzun öykü var: Furkan, Nisa. İkinci bölüm Baş Dönmesi'nde ise daha kısa, yine birbirinden güzel 6 öykü söz konusu. Yazın dünyasına ve yaşam deneyimlerine ilişkin öykülerin yazın dışı nedenlerle de önemli olduğunu düşünüyorum.

Bana göre 2021'in en önemli öykü kitaplarından biri Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor.


[1] Ethem Baran; Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor (2021), İletişim yayınları, Birinci basım, 2021, İstanbul, 107 s.