ZeZe Kırmızı

İki Roman İçin Kısa Yorum

Zeki Z. Kırmızı / 2010-2021

I1


Doğal Roman2, bizi ardçağcı (postmodern) bir roman olduğuna inandırmak isteyen, ama bu romanı yazmak için evsizler gibi yaşamayı denerken evsizleşen,ev cennetinden ayrılıp sokağa karışan yazarın, eski arkadaş çevresine tanınmadığını umarak bir sızma girişiminde söylediği; ‘sizin yüzünüzde; peygamberlerini gördüğüm, kodumun postmodern durumun içine edeyim,’ (158) tümcesiyle karşıt açıya (ardçağcılık karşıtçılığı) yerleşen ilginç bir roman.

Sinekler, yıldızlar, kenef, vb. üzerine yazmayı kasıtlı zorlayan Gospodinov, hem yazıya cesaretle yeni alanlar açıyor, hem de gevşekliği (bile) bir dokulama, yapı kurma aracına dönüştürüyor. Ben ilk izlenimin ötesinde bu yapı çatma kaygısını sezinlediğim için, tüm ardçağcı biçim özelliklerine, yani kötü niyete (!) karşın romanı bu yakaya yerleştiriyorum. Biçimde anlıksal (zihinsel) parçalanmanın yankıları, dağıtma, derbederlik, tam da bir tin durumunun (ruh hali) karşılığı, hem de çocuksu bir seçenek olarak bir kez daha denenmişliği içre. Boşanma ve onun çiftlere yaşattığı şey artık anlatılamaz yargısını delmenin belki son kalan yolu, bu çözülmeyi, dağılmayı, divaneliği bir sanat yapıtının biçimine yansılayarak, yapıtı bir bütün olarak biçimsel (somut) bir imgeye dönüştürmekti. Gospodinov, nevrotik bir tinsel algı-aktarım dili deneyerek, bu insan durumunu bir kez daha duyumsanabilir, bir kez daha yaşanabilir kılıyor.

Demek ki boşanmanın, sevdiğin insandan uzaklaşmanın daha yeni biçimleri var, bir şansımız daha var bu durumda, biz okurların da.

Ben bu gerekçeyle (bahane) belki ardçağcılığı bu yazı içinde sınamayı deneyebilir, tartışabilirdim, ama açıkçası üşeniyorum.

Gospodinov, küçücük yapıtında kullandığı biçimle bizi bir (bu) dünyanın içine koyuyor ve dünyanın bu durumu, okudukça bizim durumumuzlaşıyor. Evi evsizlikten ayıran sınıra bir yazıya güvendiğimizce güvenebiliriz ancak. Dilin sıçrama yeteneği, bir çekirge gibi oradan oraya hoplayıp zıplama gücü, yaşamımızı da bunca kırılganlaştıran, buruklaştıran, bizi çözüp dağıtan şey olmalı aynı zamanda. Boka sarmak, bir tür yalnızlaşmaktır. Yalnızlık ise bokun, sineğin, durma gevezeliğin yetmediği yerde ince bir şeride dönüşür, kan şeridi.

Hayatın her saniyesinde upuzun bir ağlayan insan kalabalığı, bir de daha küçük, gülen bir insan kalabalığı var. Ama üçüncü bir kalabalık da var –artık ağlamayanların ve gülmeyenlerin- ki üçü arasında en hüzünlü olan o… Ondan söz etmek istiyorum” (7) girişiyle romanına başlayan Bulgar yazar 1968 doğumlu. Yapıtın neden bunca uçarılığına (havailik) karşın altta iç burkan o hüznü taşıdığı buradan anlaşılıyor.


II3

 

Georgi Gospodinov’un Doğal Roman (1999) adlı romanını 10 yıl önce okumuşum, Türkçede yayımlandığı yıl. 1968 Bulgaristan doğumlu, Bulgar yazarı olarak geçen ama bana kalırsa Avrupalı bir yazar olan Gospodinov hakkında 2010 yılında kısaca yazmışım da.

 

Kendisinin Doğal Roman’dan 10 yıl sonra yayımladığı romanı Hüznün Fiziği’ni 4 ben de 10 yıl aradan sonra okumuş oldum. Hiçbir şey olmasa, her iki romanı da Bulgarca aslından olağanüstü bir Türkçeyle çeviren Hasine Şen (Karadeniz)’le tanışmış oldum. Çeviri bile okumak için başka bir nedeni gereksiz kılıyor benim açımdan. Ona teşekkür borçluyu(m/z).

10 yıl önceki görüşlerimi değiştirmemi gerektiren bir şey yok aslında. Ama dağınık kurgulu, uzamda ve zamanda ileri geri savrulan romanı birkaç şeyi eksenliyor. Başta yazarın (anlatıcı) Avrupa coğrafyasında ve kıtanın söylemsel kaynaklarında kimlik (benlik) arayışından, yazarlığı ve yaşamına onca yitirilmiş, dağıtılmış, yok edilmiş şeyden sonra nereden, nasıl tutunabileceğine, bunun değip değmeyeceğine ilişkin umutsuz sorgulamasından, saltık yitmeyle görünür olma arasında kararsızlık anları ve sıkış(tırıl)mışlıkla ilgili eskil (antik) söylenin yeniden yorumundan söz etmemiz gerek. Tüm anlatıyı somutlayan imge Minotaurus. Karısının boğa kılığında Zeus’dan doğurduğu boğa başlı insan Minotaurus’u labirente kapayan Girit kralının kızı Ariadne sevdiği genç Theseus’a yol gösterir, eline yumak verir ve kardeşi Minotaurus’u öldürmesini sağlar. Gospodinov ise öldürülenin çocuk, sevinç, yeraltının yapaalnız hüzünlü insanı olduğunun altını çizer, tersine çevirir söyleni. Bu söylen bizde de roman konusu yapıldı. (Kimdi o, genç yazarlarımızdan biri?) Ama Gospodinov’un söyleni (mit) tersine çevirip insanlık durumunu bu cinayet üzerinden kavrama çabası bana doğru ve yerinde geldi. Dünya ve insanlar Minotaurus’larını yeraltına gömüp görünmez kıldılar, suçlarını örtbas ettiklerini, parmakla imleyip göstererek, kendi üzerlerinden atabildiklerini sandılar. Konu önemli, derin. Kendimi bıraksam sayfalarca yazacağım ve bunu istemiyorum.

Minotaurus’un dünyaya acıyla bakan gözü, dışlanmışın, sürgünün hüznü tüm anlatı boyunca buram buram tütüyor. Yazarın umutsuz arayışı tüm bu öyküleri hem sınırlarda gezdiriyor hem yine de derliyor. Öykü bir yürek atışı olarak sürüyor, doğumlar ölümler binlerce on binlerce yıldır yağmalanırken. Şöyle diyor sonlara doğru: “Onları, kendilerinin de içlerinde hapsolduğu, kendi öykülerinin ipleriyle paralel labirentler örerek, şehirler ve mahzenlerin labirentlerinde birlikte yürürken görüyorum. Ve onları, anlatıcıyla katilini, artık hiçbir şey ayıramaz.” (258)

Kitap ‘BAŞLANGIÇ’ başlıklı bir tümceyle bitiyor: ‘Babam ve dinozorlar aynı anda yok oldu…” (263) Tümce bana Guatemalalı yazar Augusto Monterroso’nun (1921-2003) tek tümcelik öyküsünü anımsattı. Öykü şu:


DİNOZOR


Uyandığında dinozor hâlâ oradaydı.5


Bir gönderme olduğu kanısındayım.


Gospodinov kendi yazın anlayışını ise şöyle dile getiriyor romanının 226. sayfasında: “Başka anlatıların meydana gelebilmesi için yer açmaya, öyküde boşluklar, daha fazla koridorlar, sesler ve odalar, ucu açık öyküler bırakmaya çalışıyorum, aynı şekilde sırrını öğrenemeyeciğimiz gizler… Öykünün günahından kaçınılmayan yerlerdeyse, umut ediyoruz ki belirsizlik bizimle olmuştur.” (226)

Alıntı yazarın poetik seçimini apaçık gösteriyor. Şunu da belirteyim. Siyasal (politik) seçimiyle ilgili olarak, bir önceki kuşaktan izlenim ve çocukluk tanıklığına bakılırsa tam bir komünizm düşmanı yazarımız. Batının gözüyle okuyor soğuk savaş yıllarını. Hoş dağılmadan sonrası hakkında da abuk bir sahneyle, pek olumlu düşünmediğini söylemeden geçememiş, yine de onun gözünde Minotaurus değilse de 20. yüzyılın komünist deneyimi, Sovyet ve ‘demir perde’ (!) dehşeti asıl suçlu. Son derecede özgüvenli görünüyor bu konuda.


[1 ]Bölüm 2010 yılında yazılmış, 2021 yılında gözden geçirilmiştir.

[2] Gospodinov, Georgi; Doğal Roman (1999), Çev. Hasine Şen, Apollon Yayınları, Birinci Basım, 2010, İstanbul, 160s., küçük boy.

[3] Bölüm 2021 yılında yazılmıştır.

[4] 4 Gospodinov, Georgi; Hüznün Fiziği (Физика на тъгата, 2011), Çev. Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, Birinci Basım, Mart 2017, İstanbul, 265 s.

[5] Augusto Monterroso; Toplu Eserler ve diğer Hikâyeler (Obras Completas-y otros cuentos, 1998), Çev. Çiğdem Öztürk, Vakıfbank Kültür y., Birinci basım, 2020, İstanbul, 102 s. (s.57)