ZeZe Kırmızı

Semender Söylencesi: Birkaç Saptama

Zeki Z. Kırmızı / 2020

Özünal’ın daha önce 2 romanını okumuş, kısa notlar da almışım. Web sitemde1 yayımlamışım Okumalarım’ın ilgili yıl dökümlerinde. Alayın Kızları2 ve Aşk Zamana Doğar.3 İlkinde roman uygulamasına (teknik) dönük bir huzursuzluğumu dile getirmişim, ikincisinde huzursuzluğum artmış. Donanımlı bir Cumhuriyet hukukçusu, aydını, hatta felsefecisi olduğunu bildiğim Özünal (1947 doğumlu) iki yaklaşımla romanını sakatlıyor, hadi zora koşuyor diyelim. Okuduğum üçüncü yeni romanı, Semender Söylencesi4önceki kanımı ne yazık ki pekiştirdi. Belki üç yaklaşımdan söz etmeliyim.


  1. Sorumluluk: Ama bu Cumhuriyetin sorumluluğu. 1980’lere gelinceye dek birçok yazarımızın ortak kaygısı. Cumhuriyetin tarih ve insan deneyimini tüm yönleriyle üstlenmek ve başkalarına (özellikle yeni kuşaklara) anlatmak görevi. Amaç koruma, savunma, yaşatma (bilinci).


  2. Kapsamak: Konu romanda izlek kavramıyla sınırlandırılamayacak denli geniş, oylumlu, hatta sınırsız olduğundan çok bileşenli değil ama çok öğeli (gereçli) bir anlatının kaçınılmazlığı. En kapsayıcı anlatma yordamı romanın ötelerinden, daha gerilerden, eskil (arkaik) dil tutumlarından geliyor yazık ki. Böyle devasa bir konuyu sorumlulukla ele alıp kurguyla biçimlendirmek isteyen yazar geçmişin kucaklayıcı, ortak ve kimliksiz (anonim) anlatma biçimlerine ve onların dilbilgisel (gramatik) yapılarına başvurmak zorunda kalıyor ister istemez. Bunu ardçağı (postmodern) ve bireyci yazarların çıkmazında da görüyoruz. Onlar da çıkışı sonunda dili geleneksel eylem ve kişi çekim biçim ve eklerine taşımak, ulamak zorunda kalıyorlar (Örn. Hasan Ali Topbaş). Bu tabii seslenilen kitleyi büyütmek ve büyülemek (etkilemek gibi olumlu anlamda kullanıyorum sözcüğü) gibi bir amaçla da ilgili. Ama kapsamak eleyememek, atılması gerekeni atamamak, her şeyi anlatayım derken her şeyi atlamak sonucunu doğurabilir ve doğuruyor da. Belki bilinçli yazar çok yüzlü (poligonal) ve sesli (polifonik) bir tarihsel görünge oluşturmak istemiştir ama sonuç yazık ki umulduğu gibi olmuyor. Semender Söylencesi böyle bir ‘çıfıt çarşısına’ dönüşmüş, zamanın, uzamların ve insanların yalnızca yatay ya da dikey değil çapraz ilişkilenmeleri de karmaşaya tüy dikmiştir. Elbette titiz okurluk ipliklerin ucunu birbirine bağlar ve Özünal’ı bu yüksek becerisi için ayrıca kutlar. Ama romandan (umulandan) vazgeçilmiş olur. Üstelik 1.madde de gerçekleşemez.


  3. Hızlandırmak: Elin (kalemin) zamanın, yerin, bireyi eylemi söylemiyle tarihin bir ucundan ötekine erişimini sağlamak, nehir anlatılar günümüzde söz konusu olamayacağına göre (?), kısa bir kitap oylumu içinde tüm içeriği bir hamlede kavramak için gereken şey neredeyse ışık hızı ya da çakımı. Okur açısından sorun şurada. Eğer yazar birden çok yerden, kaynaktan iletiler, ayartılar, veriler sunuyorsa arada soluklanıp bağlantılarını kurup kafasında bir bütünü de yazara koşut (paralel) olarak geliştirmek zorunda.

Sonuç olarak bir imparatorluk coğrafyasının çok ekinli (kültür) ama uyumsuz yapısını sömürge sonrası ulusal bir tekilliğe (uyuma) yükseliş yönünde kavramak ve kavratmak bilincinin dürtüklediği yazınsal girişim ortalama okurun önüne biçimsel anlamda çok parçalılık (fragmantal) olarak geliyor. Yazarın arkadaki bireşimi (sentez) yüzeydeki çoklu yapının sayısız öğelerinin art arda gülleler türünden vurucu-çarpıcı basıncı altında dağılıyor. Anlatı önbilgi (tarih, toplum, nüfus, budunlar, inançlar, söylenceler, askerlik, zanaatlar, vb.) gerektiriyor hem de olması gerektiğinden çok. Oysa romanın bileşenlerinden biri olsa da önkoşulu olamaz bilgi.

Uzatmayacağım. Eğer ileride zamanım olursa genel Türk Yazını Anlatı dosyama Mucize Özünal okumamı derinleştirerek eklerim.


[1] Zeki Ɀ Kırmızı;www.okumaninsonunayolculuk.com

[2] Mucize Özünal; Alayın Kızları, Can y., Birinci basım, 2000, İstanbul.

[3] Mucize Özünal; Aşk Zamana Doğar, Cumhuriyet y., Birinci basım, 2008, İstanbul, 256 s.

[4] Mucize Özünal; Semender Söylencesi, Cumhuriyet y., Birinci basım, 2020, İstanbul, 330 s.