ZeZe Kırmızı

Martin W. Lewis - Kären E. Wigen

Zeki Z. Kırmızı / 2022

Kıtalar Miti: Metacoğrafyanın Eeştirisi1bilimle siyasetin (toplumbilimlerinin) birbirlerine olan ve genelde görmezden gelinen etkilerini açığa çıkaran, günümüzde yaşamsal önemde bir konuyu ele alıyor. Tabii arkasında büyük bir eleştirel silsile olduğunu belirtmeye gerek yok hem sağ hem sol geleneklerden kökenli. Yıllar öncesinden anımsar gibiyim ama kitaplığımda bulamadım konuyla ilgili bir kitabı. Kurumsal, yerleşik, sömürgeci coğrafya bilimini tartışan bir kitaptı. Coğrafyanın bir bilim dalı olarak serüveni önemli ölçüde Batı sömürgeciliğinin de seyri ve başlangıç düzgüleri elbette sömürgeciliği doğrulaması beklenen kavramlardan yola çıktı. Haritalama, adlama, değerleme, vb. hep o sömürgen bakış açısının görüngesi (perspektif) içinde varlık buldu. İşin tuhafı elbette bu birikimin karşıtı (anti), eleştirisi de aynı odaktan türedi. Çünkü ve ne yazık ki eleştiri eleştirilen şey denli donatı ve bilgi gerektirirdi. Ancak bilinen (şey) eleştirilebilir.

İki ABD’li bilim insanı özellikle Batıda (ABD) yerleşik, kurumsal coğrafya öğretim kurum ve çalışmalarını sıkı sayılabilecek bir eleştiriden geçiriyorlar Kıtalar Miti’nde. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, en keskin ve inaklaşmış (dogma) coğrafya kavramı (terim) ‘kıta’. Dünyada kıtaların kara eksenli tanım, betim, çizim, anlatımlarını eleştirmekle kalmıyor, bu kavramı alttan ve üstten besleyen, güçlendiren başka anlayış ve bilimsel (!) sıkıdüzenlerin (disiplin) örtüşme düzeylerini, kurulan bu ilişkinin düşüngüsel (ideolojik) boyutlarını da imliyorlar.

Emre Dikici’yi, kitabın çevirmenini, aşırılığı neredeyse seçili bir tutuma dönüşmüş eski ve çoktan gereksizleşmiş sözcük seçimlerinden ötürü kınıyorum ama belki de kınamam gereken yan ya da yer, yayıncı ve sorumlu kişileri. Bunu şu anda hiçbir yayınevi ve onların yayın-dil siyasetlerini, çevirmen görüşlerini bilemediğim için ayıramıyorum. Bu gericileşme eğiliminde kimin işlevi daha büyük ve belirleyici, bilemiyorum açıkça. Yayıncıyı sorumlu tutmaktan yanayım kendi adıma. Nedenleri üzerine elbette birçok şey söylenebilir. Ben asıl, ülkemiz solunun, en geniş anlamda, içinde Cumhuriyet olmayan şeye gönlünü peşin peşin ve hevesle yatırmasına ve bunun da saflıkla, aymazlıkla yapılmış bir seçim olmanın ötesinde, adı adıyla budalalıkla, sersemlikle ilgili olmasına takılan biriyim. Bu salaklaşmayla baş etmek zor. Çünkü arkasında dilin Tanrı bağışı bir tansık (mucize) olduğuna ilişkin körinanç yatıyor. Solun tartışma dışında tutacağı saltık yasakları, tabuları olamaz (değişen, tarihsel olan her şey eleştirinin, kritik’in konusu, nesnesidir aynı zamanda, inanç gibi, dil gibi, bilim gibi, vb.) Ama daha kötü, mide bulandırıcı olan şey, kullanımdan düşen sözcüklere aşırı ilginin hemen yanına kaygısızca, vurdumduymazlıkla yeni, türetilmiş ve benimsenerek kullanıma girmiş sözcükleri koyan yaklaşım… Yani ilkesizlik (oportünizm). Daha kötüsünü de söyleyeyim, içimde kalmasın. Bunu dil varsıllığı (zenginlik) saymaya ne buyrulur! Bilen birileri dili varsıl kılan şeyleri yeniden anımsatsa iyi olacak!

Yazarlar Önsöz’lerinde Metacoğrafya derken ne anladıklarını şöyle tanımlıyorlar: “İnsanların dünya hakkındaki bilgilerini düzene sokmakta kullandıkları uzamsal yapılar kümesini; tarih, sosyoloji, antropoloji, ekonomi, siyaset bilimi ve hatta doğa tarihi çalışmalarını biçimlendiren ve genellikle farkında olmadığımız çerçeveleri kastediyoruz.” (XI) Kitabın tüm tartışması bu tanımın içinden çıkıyor ve önemli, doğru bir tartışma bize göre de. Uzun uzadıya kitabı çözümlemek yerine yine önsözden bir alıntıyla yetineceğim: “Başlangıç noktamız hem akademisyenlerin hem de akademi dışı bireylerin, küresel mekânsal modellerin temelsizce basitleştirilmelerine dayanan bir dizi kullanışlı ama köreltici coğrafi miti eleştirmeksizin kabul ettikleri önermesidir. Anglofon dünyada yaşanan metacoğrafî kafa karışıklığının kökeninde yatan ve birbirleriyle ilişkili dört yanılgı olduğunu öne sürüyoruz: Kıtalar miti, ulus-devlet miti, Doğu-Batı miti ve coğrafî ahenk miti (yani birbirlerinden tamamen farklı fenomenlerin uzamda aynı varyasyonu sergiledikleri fikri). Ayrıca, bu tür kavramların yalnızca naif ‘hatalar’ olarak değil, çoğu zaman ideolojik iktidar araçları olarak da varlıklarını sürdürdüğünü iddia ediyoruz.” (XVI) Kitabın içeriğini, sözünü ettikleri dört ana başlık altında irdelemeler, tarihsel süreç betimlemeleri oluşturuyor. Sonuç bölümünde ise, önerdikleri eleştirel metacoğrafya için belirledikleri on ilkeyi özetliyorlar. Bunların arasında ve en başta, ‘kartografik etnosantrizmle mücadele amaçlı bir kararlılık beyanı’ geliyor. Tabii, Avrupa odaklılıkla savaşım, coğrafi nedensellikle (determinizm) savaşım, belirtgesel (tipolojik) dürüstlük, metacoğrafyanın temellerine (esas) egemenlik (hakimiyet), toplumsal (sosyo) uzamsal kesinlik, tanımsal bütünlük, yansız adlandırma, tarihsel özgüllük, bağlamsal özgüllük ve yaratıcı bir kartografik düşlem (tasavvur) diğer ilkeleri oluşturuyor. Bu açı içinde kalan yeni küresel yönsemeleri de kitabın sonunda imliyor yazarlar.

Gerçekten önemli bir çalışma. Çıkış noktasının, eleştiri olması bile yeterince anlamlı.


Kasım 2021


[1] Martin W. Lewis - Kären E. Wigen; Kıtalar Miti. Metacoğrafyanın Eleştirisi (The Myth of Continents: A Critique of Metageography,, 1997), Çev. Emre Dikici, Monografi yayınları, Birinci basım, 2021, İstanbul, 363 s.