(The Universal Exception, 2014)
Slavoj Zizek
Zeki Z. Kırmızı
(The Universal Exception, 2014)
Slavoj Zizek
Zeki Z. Kırmızı
Zižek, Slavoj; Evrensel İstisna. Radikal Siyaset Okumaları (The Universal Exception, 2014), Çev. Barış Engin Aksoy,
MonoKL Yayınları, Birinci basım, Mart 2021, İstanbul, 415 s.
Yorucu Zižek okumalarım sürüyor bir yandan. Yaşam boyu egemenliği altında biriktirdiği düşünsel gereci ve birikimi öyle bir yazma iştahı doğurmuş ki Zižek okurunun daha önce söylediğim gibi ciddi bir kılavuzluğa gereksinimi var. Çünkü gerecine sıkça dalış yapıp herhangi bir andaki kurgusuna rahatlıkla katıyor ve tak-yap (modül) yöntemi gerecinin tam hakkını vermesini sağlıyor olsa da (başka bağlamlarda yapı öğesi işlevi) okurun işi aldatılma (!) duygusu eşliğinde kolaylaşmak bir yana zorlaşıyor. Zižek tıpkısına (kopya, klon) dönüşmedikçe herhangi bir okurun bu dev yığınağa yazar gibi egemen olması beklenemez ve olgunun (örnek) aynı zamanda şaşırtma, saptırma işlevi de yabana atılamaz. Düşünür bunu 21.yüzyıl dünyasında bir kısagörüsel (taktik) yöntem olarak kullanıyor ve yapıtını canlı tutmayı başarıyor. Yalnızca basılı araçlarla yürütmüyor çalışmasını, her yerde, her taşın altında bir Zižek var ve bir o denli de özgün düşüncenin yanı sıra çöp var. Dolayısıyla çok da verimli bir okuma değil toplu Zižek okuması. Belki de en iyisi son, izleksel, özgün çalışmalarına dönmek ve okumak. Sanırım öyle yapacağım çünkü başka okumalarıma ket vuruyor.
Aslında Evrensel İstisna, elbette Zižek onaylı bir editörlük çalışması. Zižek yazılarından yapılan bir seçki belli bir bağlam içine oturtulmuş, önsöz ve sonsözleriyle güncel siyaset üzerine bir kaynak ortaya çıkarılmıştır.
*
Zižek’in önsözüne bir göz atalım. Daha girişte büyük Başka’daki (Lacan) tutarsızlığın iki görünümünü imliyor Zižek. Bir kere simgesel düzen tanımı gereği uzlaşımsız çelişiktir (antagonistik), kösteklidir ve kendine özdeş değildir, kurucu bir eksikliğin damgasını taşır, sanaldır (virtüel). Lacan’ın deyimiyle, ‘büyük Başka diye bir şey yoktur.’ İki özellikten ilki dolayısıyla ‘evrensel ayraca’dır (istisna). Bu özellik, evrensellik düzeni olarak simgesel düzenin temel özelliğidir. “Her evrenselliğin kendisini temellendiren kurucu bir istisnası vardır.” (15) Bunu tümleyen ve çelişik (paradoks) görünen ikinci özellik ise ‘bitmemişlik’ (past tout). Ayracasız olduğu için bitmemiş olan ve tümlenmesi olanaksız bir düzen (saha, imleme/anlamlandırma alanı)… Lacan’ın bana göre anlamlı bir Zižek okuması vurgu ve bu Hegelyan kurguya katılmamak elde değil. Konu bağlamında George Orwell’in ikinci dönem devrimci kuram eleştirisini irdeleyen Zižek ‘ar’ (edep) kavramını önerir. “Edep maskesi tam da bir başkasının benden yapmamı istediği şeyi yapmak istermiş gibi yapmanın yoludur, bu sayede talebine rıza gösterirken onun üstünde baskı yaratmamış olurum.” (19) Çevirmenin ‘töz’ sözcüğünü bana göre yersiz kullanması küçük bir sorun yaratıyor olsa da Zižek’e göre “edep özgür-bir-edimmiş-gibi-yerine-getirilen-yükümlülük değil, tam tersidir; yükümlülükmüş gibi yerine getirilen özgür bir edim.” (21) Yani Spinoza’nın tersine, ‘yalandan zorunluluktur özgürlük.’ Hegelci deyişle varlığımızın etik tözü sayesinde ayakta durur özgürlük. (21) Kulağa ne denli tuhaf gelirse gelsin, Stalinizm aşırı bir ar düzenidir (ar rejimi) Zižek’e göre. Dolayısıyla keşke Stalin olduğundan daha sinik olsaydı, denebilir. Oysa inanç adamı gibi görünüyor belgelerde ve uygulamalardan bir ölçüde habersizdir. Ama o ‘kişi’ olarak inanıyor değildi, ‘büyük Başka’nın inanmasını istiyordu’. Oysa bir başka yol daha var inançlı ya da sinik Stalin açıklaması dışında: hem inançlı hem sinik Stalin. “Resmi söylemin yanlış olduğunun çoğu zaman farkındaydı şüphesiz, ama ‘büyük Başka’nın masumiyetini ve samimiyetini koruma çabası gayet samimiydi.” (29) Beri yandan günümüzde görünüşün kurtarılmasına bile gerek kalmamış gibi. Usavurmasını son soruya taşıyan Zižek, ‘büyük Başka’nın nasıl rahatsiz edilebileceğini sorgular. Dışarı adım atmak? Düzeni içeriden acımasızca zorlamak? Hayır, üçüncü bir yol var. Bunun için Hitchock’un Vertigo’suna (1958) göz atar. Sonuç olarak, Hegelyan-Lacancı bir görüngeden bakıldığında, kendi üstüne kapalı çizgisel bir anlatı şöyle bozulabilir: “(P)ostmodern yoldan, onu kısmi anlatılardan oluşan bir çokluk halinde dağıtarak değil, saklı bir karşı-anlatı biçiminde ikileyerek.” (34) Tabii İsa anlatısı ya da örneği ister istemez öne çıkar bu durumda. Yasanın yıkımı (tahrif), olumsuzlanması olan suçtan Yasa’nın kendisini ayakta tutan suça geçiş. Dikkat edilmesi gereken nokta: Suç/Yasa karşıtlığının suç kapsamı içinde yer alması. “Yani Yasa suçun alt türlerinden biridir.” (37) Şöyle bitirir giriş yazısını: “(N)egatifliğe girdikten sonra çıkış yoktur, kökenlerin kayıp masumiyetini yeniden yakalamak diye bir şey yoktur; aksine, ancak olumsuzlamanın olumsuzlaması’nda kökenler gerçekten kaybolur. Tin açtığı yarayı kendi iyileştirir, ama doğrudan değil, tam da yaranın açıldığı Bedenden kurtularak.” (40) İsa örneğinin gösterdiği gibi.
*
Zižek yazı seçkisini yayına hazırlayan yayımcıların (Rex Butler, Scot Stephens) kitap ve Zižek hakkında yorumuna da bir göz atalım. Yayımcılar Zižek yöntemine ilişkin şöyle bir saptama yapıyorlar: “Zižek’in ortaya koyduğu problemin bir çözümü varsa, iki alternatif arasında karar vererek veya ikisi arasında duran bir orta yol önererek değil, ikisini birlikte düşünerek bulunacak bir çözümdür bu. Mevcut siyasi durum bağlamında alternatifler arasında bir seçim yapmak zorunda olduğunda dahi, bu seçimden önce geleni, her iki tercihin de dışarıda bıraktığı ve yerini aldığı şeyi düşünmek ister Zižek.” (45) Kaçınılmaz denebilecek siyasal seçim öncesindeki durumu dikkate almak... Aslında onun derdi karşı karşıyaymış gibi görünen iki seçenek arasındaki özdeşliği ortaya çıkarıp göstermek. “Verili ideolojik koordinatlar dahilinde karşımıza çıkan seçeneklerin hepsi niçin temelde aynı seçenektir? Hegel’in ağzından söyleyecek olursak, karşıtlar arasındaki spekülatif özdeşliğin temelinde, soyut evrenselliğe karşılık gelen ‘karanlık, şekilsiz uçurum’, Lacancı Gerçek gibi ‘her zaman aynı yerde duran’ uçurum vardır. Zižek bunu kendi çalışmalarında, küresel sermayenin ayrışmamış sahası olarak tercüme edecektir.” (45) Yani, evrensel, her tikeli tikel yapan şeydir. Kapitalizmi seçeneksiz bırakan düşüncenin arkasında da düşünüre göre, ‘kapitalizmden başka bir seçeneğin olmamasını sağlayan seçeneğin düşünülmesi’ yatar. Öyleyse kapitalizm, (kapitalizm ile ötekisinden/başkasından oluşan) daha soyut bir evrenselliğin ürünü olarak kavranmalı. (47) Yayımcılardan son bir alıntı daha yapalım: “Zižek’te ayrıntılar her zaman bir istisnadır, iki taraftan biridir ve bu yüzden hedeflerini ıskalarlar. Hatta Zižek’in çalışmalarının tamamı -teorik denilen argümanları dahi- bu şekilde anlaşılan bir dizi ayrıntıdan ibarettir. Hem zoraki seçimi düşünmeye (ve böylece onu aşmaya) çalışır, hem de onu yineler, bir kez daha ıskalar. Aynı anda hem istisnanın düşünülmesidir hem de kendisi bir istisnadan ibarettir.” (50-1)
*
Kitaptaki makalelerin listesi şöyle:
‘İkinci Yol’un Yokluğu
Reel Ssyalizm
Reel Kapitalizm
Ne Yapma(ma)lı
Şimdi de Zižek’in bu kitap için yazdığı sonsöze (Bugün Nerede Duruyoruz?) kısaca bakalım.
“(S)imgesel düzende simgesel maske-yetki o maskeyi takan veya o yetkiyi üstlenen kişinin doğrudan gerçekliğinden daha önemlidir,” diyen Zižek zorunlu en alt ölçüde (asgari) bir yüceltimin (idealizasyon), nesne tapıncı (fetişizm) yadsımasıyla birlikte var olduğunu ekliyor sözlerine. (‘İdealizasyon hamlesinin yüce güzelliğinin açıklaması’.) Stalin komünizmini bilen yine de komünizm inancını koruyan insanın çelişkisi de benzer bir yadsımayla ilgili. Dahası: “Gerçek’i ahmaklığı içinde kabul edişin reddedilmesinde, inkâr edilen Gerçek’in arkasında yatan başka bir bölge aranmasında.” (360) Bir sorun var, evet. Zižek haklı. “Bu nedenle zaten büyük Öteki Yalan düzenidir, samimi yalanlar düzenidir.” (360) Ötesi de var: Döne döne diz çöküp dua etmemizin nedeni ya inancımızı yeniden kazanmak değil de, tersine inançtan, aşırı yakınlığından kurtulmak, soluk alacak en küçük alanı yaratmak ise?
Bir yerde şöyle diyor: “Kapitalizmin asıl tehlikesini burada konumlandırmak gerekiyor belki de: küresel olmasına, bütün dünyayı kapsamasına rağmen, insanların büyük çoğunluğunu anlamlı bir ‘bilişsel haritalama’dan yoksun bırakan, tam anlamıyla ‘dünyasız’ bir ideolojik konfigürasyonu ayakta tutuyor kapitalizm.” (365) Sonra ‘dünyasızlık’ın tam olarak neye karşılık geldiğini sorguluyor. Lacan’ın saptadığı üzere özne, kuruluşu bakımından ‘dış odaklıdır’. Bu öznel deneyimin özdekçi bakış açısı içinde kaynağının dış dünya olması (nesnel bilinçdışı düzenekler) anlamına gelmez. Daha çok tedirginlik yaratan bir şey söz konusu. Aslında ‘en örtük (mahrem) deneyimimden de yoksunum. “(Z)ira temel fantaziyi doğrudan deneyimlemem ve üstlenmem mümkün değildir.” Oysa Lacan’a göre, öznenin kendinden ayrılamayacak en gizli, ona ait olan şeyi ondan alabilecek kişi psikanalisttir: “(Y)ani psikanalistin nihai amacı özneyi kendine ait deneyimini düzenleyen temel fantaziden mahrum bırakmaktır tam da.” (372-3) Geriye, “fenomenal olmayan, boş özne ile özne için erişilemez kalan fenomenler arasındaki ‘imkânsız’ ilişki,” (373) kalır. Konu Kuantum fiziğinde, Gerçek ile Gerçeklik arasındaki gediğin en radikal durumuyla yüzleşmeye gelir dayanır. (376) Anlıyoruz ki tartışılan şey yaşam ile anlam ilişkisi. Şöyle bağlıyor sözü Zižek: “Bundan dolayı yaşam ile anlam arasına hakikat ile anlam arasındakine benzer bir gedik yerleştirmek gerekiyor -yaşam ile anlam kesinlikle tam olarak örtüşmez. Dahası, tüm dini deneyimler ve pratikler hakikat-anlam boyutuna yerleştirilebilir mi sahiden? Travmatik bir Yasa dayatan Musevilik anlam dışı hakikat boyutuna işaret etmez mi? (…) Hristiyanlığın Sevgi tanrısı ile Museviliğin acımasız adalet tanrısı arasında karşıtlık kurmak yanlıştır: aşırı zalimlik Hristiyanlıktaki Sevginin zorunlu ters yüzüdür ve ikisi arasında yine paralaks ilişkisi vardır: Sevgi tanrısı ile aşırı-keyfi zalimliğin tanrısı arasında ‘tözel’ bir fark yoktur – bakış açımızdaki paralaks kayması yüzünden farklı bir ışık altında görünen bir ve aynı tanrıdır ikisi de.” (381)